Babaannem ve şekerli yumurtası…

Çocukluğuma ait hatıraların en başında gelir rahmetli babannem…  Adatepe’de , tren yolunun üst tarafında, dedemin projesini hem çizip hem yaptırdığı, şimdikilerin dubleks dediği 2 katlı bahçeli bir evde tek başına yaşardı.

Rahmetli dedemle ben hiç karşılaşamadım. Ben doğduktan 6 ay sonra vefat etmiş. ..Kendisi ile hiç tanışmasam da tanıyormuşum gibi severim oysaki…Ona ait sadece birkaç tane resim gördüm. Kendisi de babam gibi pipo içermiş…

Neyse konuyu çok dağıtmayayım… Efendim benim çocukluğum o iki katlı  evin içinde ve bahçesinde koşuşturmakla geçti.  Eve çıkan koca bi yokuş vardı. (ki hala var) Ne zaman babannem beni gezmeye götürse  o yokuşu inip trene binerdik .  O  yokuş bana o kadar dik gelirdi ki, her inişimde keşke bütün yollar yokuş aşağı olsa diye düşündüğümü bugün gibi hatırlıyorum. Sonrasında o inişlerin bir de çıkışı olduğunu düşünüp bu duamdan hemen vazgeçerdim:)))

İlk trene binişim de sanırım babaannemleydi:))  Arada sırada trene binip, uzakta oturan,  kedileri olan bir teyzeye gezmeye giderdik….

Babaannemin evi tren yolunun üst kısmında set üstü denen yerdeydi. Evin bahçesinden aşağıya tren yoluna doğru inen merdivenler vardı.   Merdivenlerden inip dikkatlice rayların üstünden geçince deniz kıyısındaydınız. O zaman şimdiki gibi sahil yolu yoktu. Tren yolunu geçer geçmez taşlık bir kumsal ve deniz vardı.

Babaannem elimi tutardı, tren yolundan geçip , hemen denizin kıyısındaki incir ağacının altından denize sokardı beni sabahları… Öğlen eve gelip öğle uykusuna yatardım. O da benim yanıma yatardı, hem uyuyayım hemde yataktan kaçamayayım  diye:)  Öğleden sonra güneşinin denize vurduğunda çıkan sarı ışıkları da unutmam mümkün değil. Sanırım Adalar manzaralı bir evde oturmak benim için boğazda oturmaktan daha özel ve önemli…Ayrı bir yeri var… Belki de bu yüzden yıllar sonra döndüm dolaştım yine Adatepe’ye geldim…

Bazen akşam üstleri terastan görünen Süreyya Gazinosu’ndan gelen  müzik sesleri eve kadar gelirdi.

Eğer tren yolunun kenarında yaşıyorsanız tren gürültüsünü bir süre sonra duymaz olursunuz.. Ben çok severdim..Zaten  benim annem ve babamla oturduğumuz ev de babannemin evine çok yakındı… O zaman Adatepe’de bu kadar çok ev olmadığından ve çoğu zaten bahçeli ev olduğu için (ve tabii ki bu kadar araç olmadığı için)  sokak aralarından 10 dak. gelinirdi. Ama sanki yoldan değil Amazon ormanlarından geçer gibi giderdiniz :)))

Kır  saçlı , uzun boylu, yapılı çok şık giyinen bir kadındı babaannem, hala ona ait bir etek var elimde, birkaç tane de takı…

Tam karşışındaki evde yaşayan komşusu Mine Teyze vardı. Arada ona giderdik oturmaya birlikte,  yada sokağın biraz ilerisinde  bir apartmanın birinci katında oturan bir başka teyze vardı. O’nun da kedileri vardı…

Babaannem hayvanları çok severdi, evde siyah bir Karabaş köpeğimiz vardı… Evden içeri  girmezdi hep  bahçede yaşardı.. . Et suyuna ekmek doğradığı  gümüş rengi bakır kapları vardı babannemin, Karabaş’ın yemeklerini ona koyardı. Karabaş’ı çok severdim bende…Birde  bir sürü rengarenk muhabbet kuşlarımız… Bizim evimizde de hiç eksik olmadı muhabbet kuşu …

Babaannemle ilgili hiçbir şeyin hafızamdan silinmemesine o kadar seviniyorum ki… Düşündükçe her şey bugün gibi geliyor gözümün önüne… Bahçenin beyaz parmaklıklı kapısı yazın yeşeren sarmaşıkla kapanırdı. Bahçeden girince sol tarafta duvar boyunca ilerleyen ve  gözü gibi  baktığı rengarenk ortancaları… Bahçenin yan tarafında yetiştirdiği -ya da belki de kendiliğinden çıkan – naneler. ..(marketten nane alamaya yeni yeni başladım çünkü nedense sadece bu seneki naneler bana babaannemin naneleri gibi kokuyor)

Evin ön tarafında bulunan ve denize bakan terasın tren yoluna bakan kısmında, kenarlardan aşağılara doğru sarkan değişik bir tür sarmaşık vardı. (Adını bilmiyorum ama aloa vera gibi  içi sıvı dolu  yeşil bir tür bitkiydi, sarmaşık gibi. )  Onları koparıp koparıp içinden akan yeşil suyla  terasta yere resim yaptığımı hatırlıyorum…

Öğleden sonraları eğer denize gitmiyorsak,  babannem, terasa  kocaman bir demir  küvet çıkarıp  içine su doldururdu, içinde oynardım. Hani Red Kit’in eski çizgi filmlerinde yıkandığı küvet var ya onun gibi birşeydi işte.. Kimbilir belki de o eski bir çamaşır sepetiydi ama bana kocaman gelirdi:)

Babannemin evinin bahçesi 3 katlıydı. İlk katı evin etrafındaki alan; sokak tarafında içinde ortancaların olduğu kısım, deniz tarafındaysa terastan aşağıya sarkan sarmaşıklar ve yanında kocaman bir gül bahçesi (orjinali kum havuzuymuş ama),  gülleri geçtikten sonra ekilen elma  ağacı (az koparıp yememişimdir dalından daha büyümeden:)  sonra   evin çatısından bahçeye kadar inen kocaman mor salkım çiçekleri…

İkinci kat bahçesinde  ise;  bir köşede çam ağaçları (Karabaş’ın kulübesi bu çam ağaçlarının altındaydı ) vardı ,  bu kat çoğunlukla çimdi  ve çimlerin ortasında (hani Oburiks’in  sırtında taşıdığı gibi) kocaman bir kaya parçası bulunurdu.Etrafı lavanta çiçekleri ile dolu… Sokağın olduğu tarafta işe vişne ağacı vardı. Birkaç kere  tırmanırken  yakalandığım için fırça yediğimi hatırlıyorum:)

Tabii ikinci bahçe katının benim için en önemli ağacı deniz tarafındaki duvar dibinde bulunan incir ağacı…

Boyuma en uygun tırmanabildiğim ağaçtı incir ağacı. Zaten çocukluğumda bir deri bir kemik olduğum için beni taşımakta hiç zorlanmazdı…En üstteki dalına çıkıp  bütün bahçeyi görebilirdim. Dallarıyla konuştuğumu da hatırlıyorum.  Özellikle öğle uykusundan sonra  babaannemin yaptığı muhallebiyi yememek için tırmanırdım ağaca. Ama aslında o kadar küçükmüşüm ki bana o kadar yüksek gelen ağacın en üst dalı aslında babaannemin ayakta durduğunda çok rahat yetişebildiği bir yükseklikteydi… Kadıncağızı az peşimde koşturmadım bana yemek yedirmesi için:)))

Babaannemin yan komşusu kimdi bilmiyorum hiç evde olmazlardı, ama orada eve göz kulak olan bir aile yaşardı. Kızları vardı .   Adı Sema.   Benim yaşlarımdaydı sanırım , bir de küçük erkek kardeşi vardı yanılmıyorsam… Evin arkasındaki müştemilat kısmında kalıyorlardı. Semanın annesi bize gelmesine çok izin vermezdi, o yüzden ben giderdim sıklıkla.. Ama kapıdan değil, iki bahçe arasındaki parmaklıklardan:))) Önce kafayı geçirirdin, sonra hafiften yan dönüp vücudu çektin mi hooop yan taraftasın…

Babaannem’in göndermemezlik yaptığını pek hatırlamıyorum ama çok net hatırladığım 5 dak. ile 10 dak. arasındaki farktı. Babannem “5 dak. sonra gel” dediğinde “n’olur 10 dak olsun” diye pazarlık yaptığımı hatırlıyorum. Dakika ya da saat kavramım olduğu için değil,  sadece 10 dak. ‘nın 5 dak. daha fazla olduğu gerçeğini kavramışım sanırım:))

Konu taaa nerelerden nerelere geldi… Aslında geçen gün Sevgili  Görkem’in  – Rüzgarlı Günler ve Geceler adlı blogunda okuduğum bi yazıdan esinledim bu yazıyı yazmak için… Hatıralarımızdan yer alan anneanne ve babaanne yemekleriyle ilgiliydi. Görkem’in yazısı burada;  Anneannem ve ekmek teknesi…

Dediğim gibi aslında bu  yazıdan esinlenip babaannenim bana küçükken yaptığı ve benim bayılarak yediğim, hatta tekrar ve daha çok yapması için yalvardığım şekerli yumurtayı  anlatacaktım. Konu babaanne olunca şekerli yumurta bayağı bir sonlara kaldı:)))

Herkesin “ıyyy şekerli yumurta ne yahu” diye burun kıvırdığı şeye ben çocukken bayılırdım. Babaannemden sonra kimse onun gibi yapamadığı için sanırım unuttuğum bu tat, bu yazıyla gün yüzüne çıktı.

Aslında tarifinde özel hiçbir şey yok. Bir yumurtanın sarısını bir fincana koyup üzerine 1 çorba/tatlı kaşığı toz şeker döküp beyazlayıncaya kadar karıştırıyorsunuz. İkisini birbirine iyice yedirmeniz lazım ki ne şeker kıtır kıtır kalsın, ne yumurta kokusu burnunuza gelsin, ne de yumurta pıhtılaşsın…

İki  gündür şekerli yumurtayı oğluma ben bıldırcın yumurtası ile yaptım. Aslında yemez sanmıştım ama bayıldı (soydur çeker kısmı sanırım:) hatta daha yap bile dedi.. Ama fazlası dokunur  diye “her gün bir tane sadece” dedim… Hatta belki yumurta kelimesini duyarsa yemez diye içinde yumurta oldugunu bile söylememiştim ama sonra ağzımdan kaçırdım. Şimdi “anne bana yumurtalı tatlıdan yap” diye geliyor.  Çiğ olarak yendiği için, normal yumurtaya güvenmediğimden organik yumurta aldım.  Onunla yapacağım bir dahakini…

Belki  de bu kadar sesimin gümbür gümbür çıkmasının sebebidir şekerli yumurta kimbilir:)))

Reklamlar

11 responses to “Babaannem ve şekerli yumurtası…

  1. Allah’ım bayıldım, ne guzel anıların var ne guzel yazmıssın. 🙂
    Hepsi gozumun onune geldi. çok yeteneklisin bence..
    Mekanı cennet olsun, babaannenin..
    Aklıma “geçmiş suadiyede aşktı” ve “şakir paşa ailesi” filan geldi…
    çalıkuşu, mor salkımlı ev…

    sen biraz daha gelistirip roman yaz derim.

    • :)) yok artık daha neler:)) ama söz konusu babanne olunca kelimeler bitmiyor bende.. açıkçası bende yazarken çiçekler ve kokular tek tek gözümün önünden geçti:))ahhh ahh zaman o kadar çabuk geçiyor ki.. umarım çocuklarımız da bu kadra güzel çocukluk geçirirler.

      • sanmıyorum.
        ama onunde sonunda, onlar da kendi cocukluklarini guzel hatirlayacaklardir. baska türlüsünü bilmiyorlar ki….
        benim de hoş bir cocuklugum vardı, ama ben bu kadar guzel tasvir edemem. en azından yazida..
        dur ben sana anlatayim da sen yaz en iyisi.
        lutfen yazmaya devam et.
        benim kadar kendini begenmis birinden boyle iltifatı da herkes alamaz yani.

      • kedileri olan 1.kattaki teyze annem olmasın sakın..!!:)) evden mayoyla çıkar hemen önümüzdeki damla plajına giderdik…yada meşhur incir ağacının oraya,sonra yüzerek plaja kaçak girerdik..minübüs yoluna giderken ayağımıza naylon poşetler bağlardıkki,tamamen toprak,balcık olan yolda ayakkabılarımız çamura bulanmasın diye..apartman vs.yok..o sert esen poyrazın yüzümüzde tokat gibi patladığı kış günlerini unutmam…şimdiki adatepe sitesinin yerinin bomboş bir arazi,sonrasında tomruk deposu,sonrasında lunapark olduğu zamanı bilirmisiniz..daha neler neler..eyy adatepe..yoktur hiçbiryerde orasının havası…..saygılar.

      • Eviniz Ahmet şimşek’in evinin hemen yanındaki apartmansa eğer olabilir tabii ki:)) Adatepe sitesinin olduğu yeri, hem boş arazi olarak hemde lunapark olduğu zamanı hatırlıyorum. resimlerimvar babamın sırtında:) bizim oturduğumuz o tepeden sonraki ilk sokaktaki üçgen evdi. Eve yüzünüzü döndüğünüz anda sırtınızda kalan boş araziden taaa minibüs yolunu görebilirdiniz:))
        Önünden denize girilen incir ağacını hatırlıyourm bende ordan denize girerdim. Ama Süreyya plajının sahilini net hatırlamıyorum,daha ziyade orada yapılan akşamüstü programlarını müziği babaannemin evine kadar gelirdi.Evet yaa Adatepe güzeldir:))

  2. Böyle güzel bir yazıya vesile olmaktan nasıl mutluluk duydum anlatamam. Ellerine sağlık, o kadar güzel yazmışsın ki, her şey gözlerimin önünde canlandı birer birer. İncir ağacı, o dik yokuş, güneşin sarı ışıkları… Resim yaptığın yaprak bile… Aynı şeyi ben de yapardım.

    Bir tek düşünüyorum düşünüyorum, çiğ yumurtanın tadının güzel olabileceğini tahayyül edemiyorum 🙂 Denemeye cesaret edersem bir gün, mutlaka sana haber vereceğim.

    • çok çok iyi çırp;) yumurta kokusu gelmesin yeter…:) kek yaptıgın bir ara sekerle yumurtayı çırptıgında tadına bak. aynı şey sadece bunda yumurtanın akı yok… birde bazen küçükken annem çiğ yumurtayı çırpardı bizde içine ekmek batırırı yerdik. yaniben çiğ yumurtaya aşinayım da bi kokusuna tahammul edemiyorum:)))

  3. ipek hanımın yorumuna sonuna kadar katılıyorum. yazıyı öyle bir okudum ki, dalga seslerini ve tatlı bir deniz kenarını esintisi duyar gibiydim. sizin incir ağacında babanneyle didişmenizi. masal gibi. bloğu da şimdi keşfettim 🙂 daha bir merakla bakacağım şimdi diğer yazılarınıza. lütfen çocukluk anılarınıza devam ediniz 🙂

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s