2013 tatili…

Bu seneki yıllık iznimi  bayramla birleştirip kallavi bir tatil için Akçay’a annemlerin yanına gittik.  Bayram ve tatilin bir kısmını annemlerle, bir kısmını eşimin arkadaşları ile son kısmını da evde geçirdik.

Uğurcan giderken çok hevesli ve heyecanlıydı ama yol boyu ne zaman gideceğiz, daha gelmedik mi, of yaa ne çok varmış diye söylene söylene gitti:))

Arife günü  öğlen yola çıkınca ve malum yollar kalabalık olunca Tekirdağ üzerinden gidip yolu azıcık da biz uzattık. O tarafın manzarası daha güzel, yolları daha keyifli, sağlı sollu ay çiçek tarlalarını seyrede seyrede (gerçi eş kişisi yolda durup koparttırmadı ama) gittik, yollar çok kalabalık değildi ama yine de gidişimiz 9 saati buldu.

Merkez-20130807-00405

ayçiçeklerin selamı var

Akşam vardığımızda Uğurcan tabii ki arabada çoktan sızmıştı ama gözünü açınca bir an nerde  olduğunu şaşırdı, ama sonra çabucak adapte olup Lucky’nin peşinden koşmaya başladı:)  Lucky bizimkilerin köpeği, artık epey bi yaşlı, ama oğlum bayılıyor ona…

Akçay’a giderken  Tekirdağ taraflarında yolları kaybettik, soralım derken Akçay’a giden ama yolu bilmeyen bir araç daha takıldı peşimize.. onlarda çocuklu e dedik  bizi takip edin.  Tabii bi giderken sağda solda dururur birşeyler yeriz diye hayal derken diğer araçtakilerin oruçlu olduklarını öğrendik.   E haliyle biri yer biri bakar olmayacağı için  bizde duraklayamadık.

bir kere oğlanın tuvaleti geldi diye durduk, önden gittiler telefonda yolu tarif ettik.  Ayrıca Çanakkale boğazından feribotla geçmeyi planlamıştık ama çok sıra olduğu için Eceabata devam etmeye karar verdik. diğer araç bizden önce gittiği için onlara bizim eceabattan bineceğimizi  ama kendilerinin buradan binip diğer taraftan indikten sonra tabelalardan takip ederek bulabileceklerini söyledik.

Üstelik de eşim araba kullandığı için adama durumu ben izah ettim telefonda, iyi yolculuklar diledim … ama…adamın verdiği cevap “haydaa” oldu.

Hayır sanki biz mecbur muyuz elin adamlarına yol tarif etmeye. Vallahi çok sinirlendim. Nasıl isterseniz öyle yapın dedim kapattım. Daha otobana ulaşmadan geri arayıp bizi takip edeceklerini söylemiş eşime.  bir buluşma yeri belirlediler orda buluşup iki araba gidelim o zaman dedi eşim.  Zaten kararlaştırılan yer, yol üstünde bir yerdi. Bekle Allah Bekle gelen yok giden yok. Meğer bunlar basmış gitmiş. Tolga da iyice sinirlendi bizde bastık geldik… var yani böyle cinsler…

Neyse Eceabat’ta  feribot kuyruğunda  artık baktık ki karnımız midemize yapışıyor ordan bir yerden bir şeyler atıştırdık da az bişi kendimize geldik:)

Tatilin bir kısmını annemlerle, bir kısmını eşimin altınoluktaki arkadaşlarıyla gezerek, son kısmını da evde geçirdik.

Altınolukta yol kenarında bulunan Aşiyan Cafe’deydik çoğu zaman.  Cafe , tavla, deniz… Güzel rahat bir yer, kahvaltı, yemek, internet hepsi var.

baba-oğul tavla keyfinde

baba-oğul tavla keyfinde

Denizi güzel ama taşlı…Zaten Akçay’da çoğu yerde taşlı, mecbur deniz ayakkabısı ile giriyorsunuz denize… Denizin içinde kum çuvalı gibi 3-4 tane çuval koymuşlar, istersen onun üstünden yürüyüp denizin daha az taşlı kısmına geçebiliyorsunuz.

Benim oğlum onların üstünden suya dalıp 2-3 kulaçla bana doğru yüzmeyi başardı bu sene:)  Okuldaki yüzme derslerinde yüzdüklerini öğretmenleri söylemişti ama biz hiç görememiştik, geçen sene de hiç yüzmemişti , yani bizimle derinlere giderken korkmuyordu, su burnuna kadar gelince geri dönüyordu yada bize tutunuyordu (tabii ki her daim ben yanındaydım) ama bu sene ilk defa bildiğin yüzdü, kafası suyun içinde üstelik. Kolluksuz… Zaten hiç kolluk takmadı.

Bu yazın en büyük mutluluğu bu oldu benim için:))  her suya atlayıp yüzdüğünde bir daha bir daha diye diye geldi çıktı o çuvalların üstüne:))

Bir de biraz daha ilerde dubalardan iskele yapmışlar. Ama iskele sabit değil, mavi renkli birbirine ekli dubaları birleştirip sahile bağlamışlar. İskelenin üstünde yürürken dalganın hareketine göre iskele hareket ediyor. çok eğlenceli. Uğurcan çok istiyor diye çıktık ilk önce, çıkarken azıcık tırstım açıkçası çocukla düşersek diye ama yavaş yavaş derken iskelenin ucuna kadar gittik:))

Bizim oğlan çuvallardan suya atlayıp yüzmeyi öğrenince de  ister misin iskeleden atlamayı dedim. Zaten içi gidiyordu çocuğumun atlayanları gördükçe.  Eveeettt dedi. Tamam hadi o zaman dedim.   bir yandan da korkuyorum çünkü ben suyun üstünde dururum rahat dururum ama çocuk bile olsa ayağımın değmediği yerde ikimiz birden suyun üstünde nasıl dururuz kısmında başarılı değilim. (ama tek başıma yüzerek açılmakta sorun yok)

Tabii ki tek başıma gitmedim, Tolganın arkadaşının nişanlışı Tuğçe’de geldi bizimle, iskelenin ucuna gelince Uğurcan’ı oradaki armut minderlere oturttum, sakın kıpırdama suya girince alıcam seni dedim. tamam dedi.  Suya girdikten sonra bir elimle iskelenin merdivenlerine tutundum , Uğurcan zaten iskelenin başında oturuyordu, diğer elimle de onun elini  tutup öyle atlattım suya. Çok hoşuna gitti:))

Bir daha bir daha dedi , tekrar çıkarttık merdivenlerden, yine atladı. ( bu arada  belirteyim ki su derin, ayaklarım yere falan değmiyor, hem kendimi hem sıpayı kolluyorum. )

Böyle böyle derken bizimki defalarca çıktı atladı iskeleden. Son iki seferde atlarken tutmayacağım ama suya girince tutacağım seni dedim, öyle de atladı, onu da sevdi:)))

Tabii bu şahane anların resimlerini çekemedik çünkü babamız tavla turnuvası yapıyordu,  atladığımızı uzaktan görmüş…

Günü birlik Kadırga koyuna (Asos) gittik, deniz çok dalgalıydı, Suya girmek ve çıkmak biraz zordu (dalgalar fena vuruyordu), o yüzden kıyıya oturup dalgaların bizi ıslatmasını bekledik , ki bu da çok eğlenceliydi.. ilk başka korkup  kucağıma oturup hem kahkaha attı hem de “anne beni sakın ona verme” diye deniz gösterdi :))

Ayrıca adatepe köyüne çıkıp Türk kahvesi içtik , Doyran’a gidip çiğ börek yedik. Kısacası güzel gezdik.  Bir ara  kesilmiş zeytin ağacı gövdesi aradık, bir iki parça bulduk.. onları kestirip, ağaçtan tabak yapacakmış eşim, planı bu…

Bu güzelliklerin birde nazarlıkları olmalı değil mi:) işte onlar…

Gittiğimizin ilk gününde annemlerin sepetli 3 tekerlekli bisikletini demeye kalktım  ama sürmeyi ve durmayı beceremeyip bisikletin pedalı ile ayağımın arkasını  yaraladım. (3 tekerlekli deyip geçme zormuş vallahi)

aynı gün evin önündeki denizde Uğurcan ille beni sırtına al dediği için kıyıya gidip onu sırtıma aldım ama ayağa kalkmaya çalışırken bir bacağıma kramp girdi, Uğurcan’ı düşürmeden indirmeye çalışırken kendi dengemi kaybettim suda düştüm. Zemin taşlı olduğu için diğer bacağımın dizden aşağını komple yardım. Sudan çıkarken bacağımdan akan kanlar jaws filmi gibiydi:)))

Kemik üstüne geldiği için de tabii bayağı bi  fena oldu ama Allah’tan yanımda aynısefa merhemi   getirmiştim. Eve gider gitmez (her gün) sürdüm. Şimdi daha iyice ama şık bir yarık izim var:)) Ayrıca kulağıma su kaçtı  deli gibi kulak ağrısı çektim.

Bu kadar sakarlığıma rağmen panik yapmayın oğlanda yada eşimde bir vukuat yok:) Nazarları ben aldım üstüme :))

Aşağıdaki Kadırga’dan  topladığımız taşlardan yaptığımız pano… derzini de yaparsak güzel bişeye benzeyecek:))

Maltepe-20130826-00623

Reklamlar

3 responses to “2013 tatili…

  1. Oh ne iyi etmişsiniz, Allah içinize sindirsin 🙂 öyle güzel anlatmışsın ki Senle gezdim, o diğer arabadakilere sinirlendim, Uğucan’la heyecanlandım, senin canının yanmasına da bir o kadar üzüldüm.

  2. Geri bildirim: Hokus pokus | kelimeperisi·

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s