Huzur

IMG_20150120_162751

Yürüyün!

Bulabilirseniz açık havada,deniz kıyısında,dağda kırda bayırda…Neresi olursa…

Epeydir, güya düzenli diye başladığım ama araya şubat tatili ve kar soğukları girdiği için aksattığım yürüyüşüme geri döndüm. Akşamın bir körü üstelik…(Ve evet dönerken azıcık tırsmış olabilirim)

Okul çıkışında, oğlum anneanneye gitmek isteyince (ki bu bir tek bize mi oluyor bilmiyorum, havalar geç kararmaya başlayınca akşamları eve varış saatimiz epey bir aksıyor. Havanın güzelliği, ne yapacağız evde hadi gezelim görelim moduna  sokuyor insanı.) onu annemlere bırakıp kendimi nasıl sahile attım bilmiyorum.

Yürürken derin nefesler aldığımı hatırlıyorum , beynim hiç susmuyor yine…  Ben her adım attıkça düşünceler arkamda havada kalıp bırakıyorlar beni sanki…

Hiç koşabilen -mecazi anlamda değil, gerçekten- bir insan olmadığım için yapabildiğim tek şey yürümek…

Sahile, rüzgara doğru…ve illaki ters yöne…(niyeyse ?)

İlk başlarda kondisyon olsun diye yürüyordum. İstanbul’da o kadar hareketsizmişim ki iki  adım atınca ciğerlerim tıkanıyordu  sanki saatlerce koşmuş gibi…

Geçenlerde gittiğim 3 günlük İstanbul’da depar atarken anladım yürüyüşlerin işe yaradığını. Dilim bir karış  dışarı çıkmadı.

Evet kondisyonum artmıştı ama yine de günde 1 saat 15 dak. yürüyebilmek için bir motivasyon lazımdı.

Akıllı telefon burada devreye girdi bir dönem…Joy‘dan sonra henüz hala doğru düzgün dinleyebileceğim  bir radyo olmadığından Soundcloud’dan Ekim’in (Ekim Baykara) kısa kayıtlarını arka arkaya ekleyip, telefonu da hoparlör konumuna alıp yürüyordum…

(Evet Ekim’i çok vurguluyorum bir sürü yazımda ama yapacak bir şey yok ama adam cidden başarılı, sadece şarkı seçimlerinde de değil, örneği nadir kalan efendi insanlardan -ki bu da bir başka yazı konusu olsun, lakin güzel bir dijital radyo projesiyle geri döneceği haberleri veriyor twitter’da…bekleyin…)

 

Ama bazen manzara o kadar güzel geliyor ki insan sadece o kıyıya gidip kuma oturup sırtını yaslayıp yüzünü güneşe dönmek ve zamanı durdurmak istiyor. O an hayatta her şeyin durup sadece havada asılı kaldığın anlardan biri oluyor.Sana sadece tadını çıkarmak, dinlemek, duymak ve hissetmek kalıyor (ve tabii şükretmek)

Bazen yürüyüşü güzergahın ortasında kesip sahilde böyle duraklama yapıp (eğer çocuğuma yetişmem gerekmiyorsa,okul çıkışına ..vs) kopuyorum.

Belki de insanların namaz kıldığında söyledikleri huzura çıkma olayı budur. Hiç kılmadım bilmiyorum, niyeyse, kalıplara giremiyorum ben, ama çok sığındım,çok korundum o başka… Sanırım ilk bu anı hissettiğimde, denizin ortasında suyun üstüne  kollarımı iki yana açmış yatıyordum. Saçlarım yosun gibi suyun altında sağa sola savruluyor, kulaklarım suyun içinde bir şeyler duyabilir miyim diye dinlemede, gözlerim güneşle buluşmuş…

Yalnız kalmak hiç korkulacak bir şey değil aksine kendinizi dinlemenizi sağlıyor , kendinizle barışıksanız tabii, aksi takdirde beyninizden ve kalbinizden geçen duygular sizi yiyip bitirebilir de…

O zaman durmayın yürüyün veya yapabiliyorsanız koşun, bırakın onlar arkada kalsın.

Ama böyle bir sorun yoksa, yalnızlık, kendiyle kalma hali çok keyifli. Zaten yalnız kalmıyorsunuz ki, güneşin ışığı yüzünüzü yakıyor, sahile vuran deniz sesi, gelip geçenlerin konuşmalarından kulaklarınıza gelen bölük pörçük kelimeler, avucunuzun altındaki kumların pütürü,sırtınızı yasladığınız taş duvarın içinden acaba kertenkele çıkar mı beklentisi:))

 

Güzel yani…tadını çıkarın , hissedin aksi taktirde bu hayatta cidden nefes alamıyoruz. Bir şekilde nefes almak,yavaşlamak, bazen kaçmak, bazen mola vermek, bazen de her şeyi geride bırakıp durma hissini yaşamak lazım.

Şimdi benim bu az önce anlattığım gündüz versiyonuydu ama ben bunu bu akşam ay ışığında yaptım.Giderken hava kararmamıştı ama parkurun sonuna doğru sahilde ters dönmüş bir sandal bulup bu sefer ona yasladım sırtımı, denizi pırıl pırıl  göremedim hava karardığı için ama sesini dinledim.Uzaktan Güre’nin ışıl ışıl sahilini seyrettim, bulutların renginin mordan siyaha dönüşünü izledim. Kocaman dev kanatlara benzettim bu sefer… Saran sarmalayan…Kendimi bir çok şey için dua edip şükrederken buldum.

Ağlama ve kaçma hissiyle çıktığım yolun sonunda yine huzur duydum, normale döndüm geri geldim.

Beyin denen organ çok acaip hiç susmuyor.  Hele ki benim ki gibi  kalbe direkt bağlıysa…

Hani bazı insanlar bir konuda karar verecekse oturur artısını eksisini tartar analiz yapar ortaya net bir sonuç çıkarır ya, bende bildiğin iç savaş oluyor 🙂 kalp ile beyin birbirine giriyor, keşke’lerle iyi ki’ler havada uçuşuyor taa ki ben “eee yetti be herşeyin hayırlı işte! bunun zamanı buymuş, bu da hayırlı olsaydı olurdu veya hayırlıysa gelir zaten diye kaçak dövüşüp topu yukarıya havale edip ortalığı sakinleştirene kadar..

 

Yazmaya başladığımda başka birşey anlatacaktım aslında ama konu yine yol değiştirdi buraya geldi…

O zaman bu yazının konusu kendiniz için bir mola verin olsun. Keyif alacağınız, tadını çıkaracağınız, huzuru iliklerinizde hissedeceğiniz anlarınızın bol bol bol olması dileklerimle…

IMG_20150121_150648

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s