Bu yaz…

Ne zaman aklımdan yazmayı geçirsem bilgisayara ulaşmak zor geliyor. Şaka maka en son 2 ay önce yazmışım. Bugun instagramdaki  resimlerden birinde birinin masasının üstünde “sarhoşken yaz,ayıkken düzelt” diye bir yazı vardı çok hoşuma gitti.

Öyle yapmaya karar verip kendime bir kadeh şarap koydum. Başka türlü yazılmıyor malumunuz…Güzel ülkemin hali içler acısı… neyse konuyu buraya taşımayacağım şimdi.

Benim mevzuu başka, başka bir şeyler  anlatıp dertleşelim azıcık…

Bu yaz bana çok iyi geldi. Tam olarak hayal ettiğim gibi geçmediyse de muhtemelen hayal ettiğimden daha güzel geçti. Boşandıktan sonraki ilk yaz tatilinde oğlumu babasına gönderdim. Görüş süreleri 1 ay olmasına rağmen sonuçta baba-çocuk ilişkisine çok mecbur kalmadıkça bulaşmak istemediğimden  süre belirtmeden gönderdim.Zaten benden ilk uzun süreli ayrılığı olacağı için 1 ay bile dayanamaz diye düşünürken çocuğum sağolsun tam 50 gün dayandı.Hatta 50 günün  sonunda yeter artık diye ben isyan ettim de öyle geldi. Beni özlemediğinden değil ama babasını göremeyeceğini düşündüğü için direnmiş o kadar.

Neyse oğlumun yokluğunda ben ne yaptım derseniz kendimi geri aldım. Evet evet aynen öyle, kendimi geri aldım . Fabrika ayarlarıma geri döndüm demek isterdim ama bu halim fabrika ayarlarının çok daha üst seviyesine çıktı bence..

Bir defa huzuru öğrendim, özlemeye saygı duydum – bu konuda ara ara arıza çıkarmış olabilirim belki-,  eski arkadaşlarıma plansız programsız bir araya geldim ki plan yapsak hiç bir şey bu kadar güzel denk  gelemezdi sanırım.  Yıllardır görmediğim arkadaşlarımla buluştum, çocuklarımızı tanıştırdık, oynattık. Kimi bana geldi, kimisi ile kalkıp birlikte yollara düştük.

Öğrendim ki hayatta plan yapmadığın ve teslim olduğunda o sana senin planlarından daha güzellerini sunuyor…

Geleceğe dair elle tutulur hiç bir somut delilin olmasa da arkanı yasladığın koskocaman bir dağ varmış gibi umarsızca ama huzurla karşıya bakıp herşeyin artık yolunda gittinden emin olabiliyormuşsun.

E peki şimdi ne yapacaksın diye sorduklarında zamanı gelince hepsi hallolur deyip buna da gözün kapalı inanabiliyormuşsun.

Önceden bir yazı yazmıştım bazı vedalar güzeldir diye… Vedalar  yerine yeni hoşluklara bıraktı bu sefer.

Az önce en az 7 senedir görmediğim  eski bir arkadaşım aradı.  Evli olduğum zamanlarda tanıştığımız sonra nedenini hatırlamadığım bir şekilde koptuğumuz ve hiç görüşmediğimiz arkadaşım, komşum, büyüğüm…

Sesini duyunca çok şaşırdım, sevindim.. Şimdi bu yazıyı yazarken diyorum ki demek ki o da bu yazıya dahil olacakmış, o yüzden yazmayı bu kadar planlayıp elim hep geri geri gitmiş…

İç sesime daha saygı göstermeyi öğrendim bu yaz…Bir şey yapmak , biriyle görüşmek içinden gelmiyorsa yapmadım. Özlediklerime de özlediğimi söyledim. Özleyip özlemediklerini umursamadım bile, içimde kalmadı yani..

Ayrıca bu yaz ablamla yeniden kardeş oldum. Tamam yani kimse kimseyi kardeşlikten reddetmemiş olsa da uzun zamandır saçma sapan yaptığımız bir kavgadan sonra çok mesafeliydik. Tabii ki konuşuyorduk ama kardeş olmak konuşmaktan çok öte bir şey. İşte o bağı yeniden bağladık.  Eniştem onları bize bıraktıktan sonra aslında bizim, kız kıza, kardeş kardeşe ne kadar eğlendiğimizi hatırladık. Gezdik, birbirimize bulaştık, güldük, eğlendik, ara sıra ağlaştık, oturup karşılıklı içki masası bile kurduk. Yeğenlerimle vakit geçirdim. Oğlumun bir 10 sene sonraki halini gördüm:)  (anne oğul çok güzel anlaşıyorlar maşallah)

Mesela oldum olası büyük kalabalıkları sevmezdim beni hele ki söz konusu aile bağları olunca.. Ne birlikte oluyor ne ayrı gayrı… Gönül koyan mı dersin , arkasından konuşup sonra can ciğer olan mı… uzaktan  bulaşmadan seyretmeyi öğrendim mesela… Her şeye rağmen hala kardeş şart değil desem de büyük ve keyifli aile şart  olmalı. Oğlumun başkasına yeğenim Defne’den bahsederken benim ablam  demesi ya da İstanbul’da olmanın en çok nesini sevdin sorusuna verdiği Defne ablamla oynamayı cevabı bana yetti de arttı bile… Bir de bunların tablette oynadıkları bir oyundan sonra kavga edip oyundan çıkıp ,barıştıktan sonra Kutay abilerine gidip kuzu kuzu bizi yeniden online bağlarmısın diye rica(!) etmeleri gitmeyecek mesela gözümün önünden:)) herşey yerli yerine  oturduğu anlardan biriydi benim için…

 

kutay

 

Ayrıca teyzemin kızı evleniyor  iki haftaya , onun vesilesiyle iki kere İstanbul’a gittim geldim. Elinde bir küçük valizle  bir başına havalimanında uçağa binip başka bir yere gitmenin verdiği özgürlük duygusunu aldım bu yaz…gittiğim yer İstanbul yerine bambaşka bir yer de olsa aynı rahatlıkta olacağımı ve yeryüzünde ne kadar küçük bir nokta olduğumu anladım.

Kendi kremlerimi yaptım mesela bir sürü otla tanıştım, yağları karıştırdım. bakım kremi öğrendim, yara iyileştirici krem yaptım, bronzlaştirıcı yağı bile yaptım. Ve farkettim ki çoook uzun zamandır evdeki ilaç dolabına hiç elim gitmemiş benim. Mümkün mertebe  ilaçlara el sürmüyorum. Sadece kendim için değil, oğlum için de… Vücudunun tepkilerine saygı göstermeyi öğreniyoruz birlikte…

Denizle konuştuğumu fark ettim bu yaz… denizde açılınca  suyun içinde  değil de uzay boşluğunda ya da dev bir jölenin içinde yüzdüğümü hayal ettim gözlerimi kapatıp (çok keyifliydi, tavsiye ederim) İçim  ne zaman sıkılsa denize girdiğimde o negatif enerjiden kurtulduğumu anladığımdan beri sığındığım liman oldu benim için…(yazın deniz, kışın yollar sanırım)

Akşam balkonda otururken gökyüzündeki büyük ayı takım yıldızı ile bakışmayı, sabahları karşımdaki kazdağlarıyla günaydınlaşmayı sevdim.

Farklı farkındalık hikayeleri düştü önüme, doyasıya okudum onları,bazıları çok tuhafmış gibi gelse de sanki bir yapbozun parçaları gibi oturdu bir yerlerde…

Belki dışarıdan bakıldığında hiç birşey yapılmadan geçirdiğim bir yaz olduysa da benim için kendimi hayatımın en zirvesinde hissettiğim bir yaz oldu. Bir dağın tepesinde sakince oturup aşağıyı seyretmek gibi… Sadece durdum izledim ve bolca şükrettim…

Ve artık keşke’lerimden çok iyi ki’lerimin olduğu zamanlara geçtiğimi anladım…

 

Reklamlar

2 responses to “Bu yaz…

  1. Belkiler, keşkeler, iyikiler cirit atarlar hayatımızda.
    Hiç olmasın keşkelerimiz, kalmasın en ufacığı bile.
    Doya doya yaşamak gerek, en ufacık bir keşke olmadan.
    Vel hasıl kelam …
    Çokça bolca yoğunlukla mütemadiyen İyi ki demek gerek keşkeler birikmeden.

    Dipçik Notçuk: Bir “iyi ki” de ben atayım heybeme 😉

    İyi ki görmüşüm güzel bloğunu.

    Sevgiler

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s