Tarihler ve doğumgünleri

Lise dönemimi hiç sevmedim ben. Hayatım boyunca en hatırlamak istemediğim yegane dönemlerden biridir benim lise zamanlarım. Liseden görüştüğüm sadece ve sadece iki arkadaşım var. Birisi ile facebook sayesinde nerde, ne yapar şeklinde haberdar olurken diğeri sosyal medyayı hiç kullanmadığı için sadece ara sıra telefonla konuşuruz. Lise dönemlerim fena olsa da bu iki arkadaşımla aram hep iyiydi zaten anca  onlar sayesinde lise ile ilgili güzel anılarım oldu birazcık…. Mesela hayatımda okulu ilk onlarla kırmıştık.

Şansımıza tüm sınıfın okulu kıracağı tuttuğu için okul müdürünün tek tek velileri aramasıyla evdekilerden iyi bir azar yemiştik. Gerçi azarı işitme  sebebimiz niye okulu kırdığımızdan ziyade, neden kıracağımızı ve nereye gideceğimizi haber vermememizdi. Cep telefonlarının yeni çıktığı dönemlerdi ve sadece birimizde cep telefonu vardı. Arkadaşın ablasının ısrarla araması sonucu yakalandığımız anlamıştık.

Yıllar geçti her birimiz bir başka taraflara dağıldık.  O yaşlarda arkadaşlar arasında en önemli şeylerden biri doğum günlerini unutmamaktı. Unuttuysan gerçek arkadaş sayılmazsın. Resmen doğum günlerinde kim aradı kim aramadı diye çetele tutardık. İsim, zaman, mekan hafızam pek iyi değilse de o zamanlardan kalma doğumgünü hafızam iyidir. Gerçi akıllı telefonlar ve facebook uyarıları sağolsun hafızaya gerek kalmıyor.

Neyse o arkadaşlarımdan birinin bugün doğumgünüydü. Bütün bir yıl konuşmasak bile doğumgününde mutlaka konuşuruz. Yine konuştuk. ikinci çocuğunu büyütüyor şu an…

Her büyükşehirde bir nevi  eşi dışında çok kimseden destek göremeyen tüm kadınlar gibi  kendini çocuğuna göre planlıyor. Bu kısım tabii ki tercih  meselesi. Çok takılmayın. Lakin ben de tüm ailemle aynı şehirde yaşamış olsam da çocuğumu tek büyüttüm. Büyük şehirde  eğer diğer aile üyeleriyle aynı apartman veya yürüyerek gidilen mesafeler haricinde yakınınızda sosyalleşecek kimseler yoksa  çocuğunuzu bir saatliğine bırakıp nefes almak, yakın arkadaşlarınızla çıkıp bir kahve içmek..vs gibi şeyler lüks oluyor. Ya da kendi isteğinizle vazgeçiyorsunuz.

Evde olmakla dışarıda olmayı kıyasladığınızda bir çocukla tek başınıza dışarı çıkmak; yiyeceğiydi, termosuydu, yedek kıyafetiydi, pusetiydi osuydu busuydu derken daha kapıdan çıkmadan yoruyor. Hele ki bir yerden bir yere giderken geçen zaman ve vardığınızda tam uyku saatine denk gelen bir bebek …

Ne gittiğinizden anlıyorsunuz, ne yaptığınızdan. Eve geldiğinizde kamyon çarpmış gibi oluyor, kafanız dağılacağına daha da tükenmiş hissediyorsunuz. En azından ben öyle hissediyordum o yüzden yaklaşık 4 sene boyunca sosyal hayat falan yok gibiydi. Sosyal hayat o dönem sadece işe gidip gelmekten ibaretti.

Çocuğum evdeki düzene alışıktı. Her ne kadar biz çocukken düğünlerde iki sandalyeyi yan yana yatırıp üstünde uyumuş çocuklar olsak da  ben çocuğumu tam uyku saatinde uyku düzeninde yatırmayı tercih ettim. 5 yıl da sadece kız arkadaşlarımla toplamda 5 kere gece dışarı çıktım. Oğlumun uyku saatinde eve misafir almadım. Ola ki misafir erken gelip o saate kaldıysa muhakkak benim yüzüm düşmüştür.

Misafire surat asmak hoş değilse de  sonuçta çocuğumun düzeni çok önemliydi o zamanlar. Yemek saati, banyo saati, uyku saati…

Diğerlerini geçtim de uyku düzeni konusunda hala hassasım.

Hep diyorum küçük yerde çocuk büyütmek, her ne kadar büyük şehirlerin uçsuz bucaksız aktivite,alışveriş, eğitim…ıvır zıvır seçenekleri olsa da  oralarda olmaktan daha güzel, daha kolay, daha sakin…

Burada çocuk büyütenler bizim gibi hayattan izole olmuyor, alıyor çocuğu çıkıyor sokağa…

Biz derken ben ve benim gibi olanlardan bahsediyorum. Muhakkak ki herkesin çocuk yetiştirme tarzı farklı. Büyük şehirlerde çocuğunu yanına alıp sokağa çıkıp izole olmayanlar da vardır.

Bana zordu o yöntem tercih etmedim. Pişman da değilim. Başkasının evine gidip sürekli dur sus yapma etme diyeceğime evimi güvenli hale getirmek kendi düzeninde büyütmek daha kolay geldi.

Ay ben doğum günlerinden bahsediyordum ne ara mevzuu  çocuğa geldi yine? Hmm…Arkadaşımın kendini izole etmesinden sanırım.

Neyse ben bugün uzun zamandır istediğim yerden bir teklif aldım.  İstediğim yer, istediğim pozisyon.

Tam arkadaşımın doğum gününe denk geldi…

Diğer arkadaşımın doğum günü de tam boşandığım güne denk gelmişti.

Ve boşanma ilamını aldığım gün de bir başka önemli tarihe… (iç ses:tarihler karma  olayını temizliyor mu acaba ?)

 

Neyse iyi olacak her şey…

2015 yılının içindeki koskoca 365 günün her anı her saniyesi her dakikası bana aitti ve hepsi çok güzeldi,keyifliydi, huzurluydu hepsi benim seçimlerim benim kararlarımdı.

Demek ki 2016 bana daha güzel şeyler hazırlıyor. Bence bunun işareti. Bekleyip yaşayıp göreceğiz…

Şimdiden herkesin gönlüne göre gelsin 2016. Ama o daha gelmeden, yani onu beklemeden  bu anın kıymetini bilelim, seçimlerimizi keyifle yapalım.

( evet bu dönem pek bi sevgi pıtırcığına bağlamış olabilirim lakin bu sene en çok okuduğum şeyler kişisel gelişim kitapları oldu :))

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s