Yürekle sevilenler

Günaydın..ya da tünaydın… ya da hangi zaman diliminde kendinizi iyi hissediyorsanız öyle olsun işte.

Noktalama işaretlerinden sıkılıyorum.Hangi noktayı nereye koyacağım derken yazının konusu dağılıyor. zaten geri dönüp kontrol etmek gibi bi huyum yok.  Geri dönmek ne ayrıca? Yürümüşüm gitmişim bana ne geride kalandan. Adı üstünde geride kalmış işte.

Kalmasaymış bana ne? Tabii garibim harfciklerimin suçu yok,  yazmaya çalışırken klavyeden düşenleri toplamak boynumun borcu. Sonuçta ben atıyorum onları ortaya:))

Yazmak yerine konuşma faslına mı geçsem acaba? Ama susamam ki o zaman… yazmak uzun  sürüyor,bir nebze toplaya toplaya gidiyorsun ama konuşmak öyle mi? Anlat anlat bitmiyor, bir yerden bir yere daha hızlı ışınlanıyorsun. Hız ne işimiz yarayacaksa:)

 

Neyse burnumun dibindeki inşaat yüzünden salonun şeklini değiştirdim. Kısa bir süre sonra balkonumun tam karşısında çalışmaya başlayacaklar.En azından salonda olmasınlar diye koltukları duvar dibine çekip, yemek masasını balkon kapısının oraya ittirdim falan.

Fena da değil böyle bi L koltuk havası geldi de, bana o hava gelemedi bir türlü… Oturamıyorum o tarafta, yemek masasına tünedim. Oğlan da şekli beğendi anne kalsın diyor.

Neyse ya salonu boşverin, başka bir şey anlatıcam ben.

Geçenlerde Nadide Hayat’ı izledim. Bayıldım. Oğlanın uyku saati gelince onu yatırdım ama aklı kaldı, ertesi gün  internetten seyrettirdim. Seyrederkenki hali o kadar çok hoşuma gitti ki, resmini çekip instagramda paylaştım, altına da  “biz bu gemiden mutlu inicez” yazdım.

Bir arkadaşım paylaşımının altına “tanıdığım en şahane annesiniz” yazmış.  Çok utandım.

Yani mutlu  da oldum tabii ama daha çok utandım. Daha önce bir kere daha olmuştu. Bir arkadaşım vardı, yaşça benden küçük 26-27 falan..bir gün mesaj atmış keşke benim annemde senin gibi olsaydı diye. “Benim annemde iyidir ama yorgundu çok” demişti.

Ah be çocuğum kolay mı bir çocuğu büyütmek, yorgun olacak tabii. Biz yorulmuyor muyuz sanki?

Ama öyle şahane falan da değilim. Anneyim evet, doğanın kadınlara verdiği doğurma yetisi bize özel, evet, ama bu bizi daha fazla insan, daha fazla kadın, daha kutsal birşey yapmıyor. Hepimiz aynı gemideyiz. Sadece kadın erkeğe oranla ruhsal anlamda daha donanımlı, belki beyin yapısı nedeniyle daha kıvrak, daha detaycı…vs. birinde olmayan özellik diğerinde var zaten o yüzden birbirimizi tamamlamamız beklenmiyor mu?

Tamamlanmaya ihtiyaç da yokmuş aslında. Sen kendini öğrenip kendi kendine tamamlandığında karşındakinden sadece keyif alma, mutlu olma hali kalıyormuş geriye. Ne mutluluğun ne huzurun bir başkasının elinde değilmiş. Sadece anlaman ,farketmen ve öğrenmen gerekiyor.

Kimse kendisinin kötü göstermek istemiyor. Zaten o yüzden yok mu filtreler,fotoşoplar, harikayız, bitaneyiz , çok mutluyuz paylaşımları falan.

Değiliz arkadaş…Normal, sıradan senin gibiyim bende. Sadece bir an arada o çok güzel masumane an’ı farkedip yakalıyor ve kaybolmasın diye resmini çekiyorum. Belki o sahnenin iki dakika sonrasında muazzam bir kavga kopuyor evde.  yedin yemedin, niye yemedin , yesene tartışması başlıyor,  belki kapılar çarpılıyor , ağlayanlar falan… Hikaye o  bir an değil yani.. evet bu hikayenin farklı versiyonları birçok evde oluyor.

Ama bu beni güzel birşey yazdığım için daha şahane yapmıyor. Daha iyi bir anne yapmıyor. Benim anneliğim özel evet, ama sadece oğlum için özel. Çünkü sadece onun annesiyim ben..Ona öğrettiğim gibi ondan da öğreniyorum.

Dün gece Poyraz Karayel vardı. Daimi seyrettiğimiz dizilerden biri değil, arada sırada denk gelirsek bakıyoruz. Dün akşam bir önceki sezonun sonun gördük.Poyraz ölmüş falan.

Uyku saati geldiği için kapadım televizyonu (bak şahane değilim mesela uyku saati azıcık geçsin de gör benden fışkıran tazmanya canavarını) oğlum sordu Sinan’a ne olacak anne diye. Sinan Poyrazın oğlu. E annesi var dedim. Meğer annesi de ölmüş. Anneannesi,babannesi, dedesi var dedim. Sağolsun senarist onları da öldürmüş, ne bileyim…

Poyrazın sevgilisi(adını unuttum)  var ya hah işte o bırakmaz Sinan’ı zaten dedim. Bak bu kadar seveni var dedim. Anladım aslında bir tarafı herkes ölürse çocuklara ne olur diye soruyor. Çocuklara bakmak için ille ailesine gerek yok sevdikleri de bakar dedim.

İyi bari Allah’tan zenginler dedi. Niye ki dedim sadece zenginler mi çocuklara iyi bakar?dedim. Çocuklara parayla bakılmaz yürekle bakılır, parası çok olup çocuğuyla ilgilenmeyenler olduğu gibi, parası olmayıp çocuğuna çok güzel bakanlar da var annecim dedim.

Durdu bi…hmm dedi..Biz nasıl bakıyoruz sana dedim. Yürekle ama kızdırınca çok kızıyorsun dedi. (kendime ayar vermem lazım ) Vurdu bir beni yerden yere…

Hala sızlıyor içim. Ama bu beni ne daha az anne, ne de daha çok “birşey” yapıyor.

Güzel anları paylaşmak güzel, sıkıntıları paylaşmak rahatlamak da öyle. Ama reklam etmek başka birşey. Bunlar sırf paylaşmak için…

Bazen, ben yapabiliyorsam sizde yapabilirsiniz demek için, bazen sadece an’ı yakalamak ve unutmamak için, bazen sırf içini kusmak için…

Ama hiçbiri ben daha iyiyim, şahaneyim muhteşemim falan değil. Var öyleleri de ama…Annelikte de, kadınlıkta da,insanlıkta da…

Canı yanmıştır boşanmıştır, yada boşanmaya cesaret edememiştir, belki imkanlarından vazgeçmek istememiştir,gururu zedelenmiştir, egosunun tamire ihtiyacı vardır.

Binbir değişik selfieler çekip bende hala hayat var, şahaneyim, taş gibiyim tadında bol bol dekolteli, bol kahkahalı,makyajlı,aşkı meşkli,kocişli falan paylaşımlar  pardon reklam yapanlar da var. Ben lafımı ortaya koyayım da alan alsın tadında acitasyon yapıp sen gittin ama ben bitmedim tadında olanlar da var.

Ne gerek var? Yani tamam, herkesin kendi olayı da ne gerek var?  Kendini bu kadar sunmaya? Arz-talep meselesidir bilemem. Ama şahsen ben gayet güzel kadınların, genç kızların yada transseksüel bireylerin (bazen görüyorum resimlerini) kendilerini bu kadar sunmalarına -rahatsız olmak değil bu, bunu anlayabiliyorum ama-üzülüyorum.

Sadece kadınlara da değil bir adamın aslında sadece baklavaları var diye inanılmaz çekici varsayılması da beni üzüyor.

Kiralık Aşk’taki Ömer’in mesela gömlek giyme sahnesini o kadar ağır çekim alıyorlar ki , Ömer’i Ömer yapan baklavası değil ki (tamam baklavası da güzel ama abartmaya gerek yok) duruşu bakışı, net oluşu falan. Herşeyi fazla abartmaya çok meraklıyız da gerek yok bence…

Neyse bu kadar bık bık bık öttükten sonra ben oğlumu “oğlluuumm” diye diye okuldan almaya koşuyorum.

Bu günkü yogamı bu yazıya heba ettim. Akşama telafi ederim.Kalın sağlıcakla…

 

Yazım hatalarıma takılmayın acelem var;) mikemmel anneliğimle oğlumu okuldan aldıktan sonra belki bir ara döner bakarım..

img_20161011_174033

Nadide Hayat’tan oğlumun çıkarımı: Bir hayvanın hayatı için kendini öldürmeyi göze aldı ne güzel…oldu:))

 

 

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s