19 Ekim’in sihiri..

 

Daha dün sorguluyordum neyi bırakmam gerektiğini? Bütün gün karşıma çıkanları birleştirip klavyeye döküp bilgisayarı kapadıktan kısa bir süre sonra aldım cevabı…

Her şeyi nasipse gelir veya zamanı ne zamansa o zaman olup teslim ediyormuşum meğer.

Meğer bana düşen bağıra bağıra istiyorum demekmiş.

Korkmuşum, ya istediğim şey benim için iyi değilse demişim, ya hayırlı değilse, ya sadece ben istediğim için gerçekleşiyorsa…

Canı yürekten yapılan duaya inanırım ben. Olmaz dersin olur…nasıl olduğunu anlayamazsın bile…

Geriye dönüp baktığımda ne dilediysem hep olmuş çünkü…Kalbimi temiz, omurgamı düz, kuyruğu da dik tutmuşum ben. Kuyrukta ara sıra sıkıntı olsa da gerisini becerebilmişim yani…

Ondanmış hayırlısı deyip geçmek, sahibine teslim etmekmiş kalbi…

İstemeyi bilmiyormuşum ki ben.

Ama bugün o kadar acaip oldu ki… Meğer öyle olurmuş 19 Ekim’ler…

Ekim ayının ek‘mekten geldiğini yakın zamanda öğrendim. Ekim ayında niyetler ekilirmiş toprağa..Sonra o niyetler köklenir, filizlenir, büyür hasat zamanı toplanırmış.

Geçtiğimiz 1,5 – 2 aydır deli gibi stres yapmıştım. Bana bir şey lazım ama ne?

Seveceğim, öğreneceğim,tadını doyasıya çıkaracağım,büyüyeceğim…öyle bir şey ek‘meliydim ki kendimden vazgeçmeden, kendimden sevdiklerimden zaman çalmadan keyifle… ama ne ? Bilmiyordum. O “şey”in ne olduğunu uzun zamandır arıyordum. Zamanım azalıyordu çünkü Ekim’e kadar bulmalıydım. Bilmesem de birşey vardı o Ekim’de, Ekim’e yetiştirmeliydim.

Hatta bazen bir şeyde kalbim biraz hızla çarpsa “acaba  bu mu” dediğimde hep bir duruyordum.Ya istediğim şey benim için iyi değilse deyip suyu görünce geri geri çekilen yengeç misali yandan yandan çaktırmadan kıyıya, güvenli alanıma çekiliyordum.

Ben bu sabahın ne 19 Ekim olduğunu ne de bu kadar sihir barındırdığının farkında bile değildim.

Sıradan bir gündü oğlan okula gitmiş, iki ders sonra okuldaki köpek pisliğine bastığı için elimde başka bir çift ayakkabıyla okul yolunu tutmuştum.

Sonra kızlarla oturup önce kahve, sonra sihirli adaçayı içmiş, çocukları okuldan alıp biraz gezip yemek yedirdikten sonra eve gelmiştik.

Ödev faslı bile daha eve gelmeden hallolmuştu. Eve geldikten sonrasını çok net hatırlamıyorum. Cep telefonumu şarja taktım.

Elif’in;

“Bugün 19 Ekim…
Birçok manası var aslında hepimiz için…
Biraz kalbimize bakma cesaretini gösterdiğimizde orada duran, fark edilmeyi bekleyenler var… Sen alıp su yüzüne çıkarmaz isen bunu senin yerine kimsenin yapamayacağı aşikar…Benim de bir niyetim, düşüm var, az önce yine bir sevdiğim tarafından hatırlatılan 🙂 #VahşiRuh atölyelerimi çok yerde yapıyorum ama#İstanbul‘da yapmadım hiç… Çünkü bir #sadece yoga stüdyosu istemiyorum… Çoook güzel yerler var sakın yanlış anlamayın…#Ruhistiyorum bunun için… Ne demek istediğimi anladınızsa eğer orası herhangi bir yer olabilir… O ruhu hissettiğim, onu hep birlikte hissedebileceğimiz bir yer istiyorum… Böyle bir yer biliyorsanız bana haber eder misiniz? Davulumu, kırmızı çapullarımı alıp geleyim… Birlikte bir yolculuğa çıkalım… Çok önemli şeyler hatırlayalım, ruha dair şeyler 😉
#muzafferelifvekelebekler 😘 “

diye başlayan ve şahane bir ağacın altından dallarına doğru çekilmiş bir resmini gördüm. İstanbul’da Vahşi Ruh atölyesi yapmak istiyor ve yer arıyordu.

Ve ben son zamanlarda o masalları gördükçe, söğüt nineyi, kibritçi kız’ı,kurtlarla koşan vahşi ruh’ları, 200 saatlik keşif programını…ve daha nicelerini burada durup ağzımın suyu akıyor ve sırf bunun için Ankara’ya mı yerleşsem diye düşündüğümü bilir ama bilsem de burdaysam vardır bunda bir sebep der o sebebin bana ulaşmasını beklerdim

Bırak” mesajını almadan önce karşıma çıkan mesaj “harekete geç“ti aslında. Ama ne istediğimi bilmeden neyin hareketine geçecektim ki?  Okudum,geçtim o dönem

Baktı ki harekete geç ile anlatamıyor bana derdini, bırak o zaman dedi.

Bıraktım bırakacağımı daha ne kaldı dedim…Döndüm döndüm durdum  ve bamm..

Ben dilemeyi bırakmışım meğer. Ve ben tam o an mutfakta elimde telefona bakarken bir anda kalbimden gökyüzüne doğru bembeyaz bir ışık  çıktı-çıkmadı-fışkırdı…

Bir anda kalbimin altına korkuyla sakladığım “ya olmazsa”larım, “yaparsam ya hayırlı olmazlarım” bırak bizi dercesine çıktı bağıra bağıra uçtular.

Ben sadece  bakakaldım, kalbim bir anda güm güm diye atmaya başladı. Peri tozları çalışmaya başladı…

Hemen Elif’e yazdım “böyle böyle hissediyorum kalbim atıyor diye…

Dedi ki ” 19 Ekim işte, ya şikayet edip kurtarılmayı bekleriz ya da adım atıp tekamül ederiz”

Tekamül kısmına daha çok yolum var ise de adım kısmını attım galiba…

İnanılmaz bir şey oldu bence…Dile‘mekten ol‘maya, ol’maktan bil‘meye gittiğim gün bugün…

Harika olacak harika…

agac

Elif’in yazısıyla birlikte paylaştığı ağaç bu. Sanırım Söğüt Nine kendisi…

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s