Kumru ve Güneş

Baharın geldiği, uzun yorgun ve yorucu bir kış döneminden sonra salona nihayet gün ışığının dolduğu gün geldi…

Ve uyandım.

Yeniden… Nihayet…

Tam 6 gündür   anlayamadığım bir hastalık ve halsizlik haliyle koma gibi salondaki koltukta bitkisel hayatta gibiydim. Menzil mesafem sadece banyo ve mutfaktı…

Bu 6 günde daha önce sorduğum, sorguladığım  ne varsa bir bir cevaplarını aldım.Kendime dair ne varsa büyük konuştuğum hepsini yaladım yuttum…

Yatağımdan başka yerde yatamam derdim. Meğer salondaki koltuklarda da çok rahat uyunuyormuş. 7/24 uyumak diye bir şey varmış cidden. İnsanın inanılmaz bir uyuma kapasitesi ve vücudun tuhaf bir şekilde kendini kapatma olayı varmış.Sen ne kadar savaşırsan savaş bedeninin bilgeliğinden üstün değilmişsin. Beden ihtiyacı olanı almadan seni ayağa kaldırmıyormuş.

Beyninin iyi olması vücudunun da iyi olacağı anlamına gelmiyormuş.Üstüne üstlük bunlara bir de ruh eşlik etmeliymiş. Ruhsal olarak iyi değilsen diğer ikisinin birlikte olması yine eksik kalıyormuş.

Çocukluysan yalnız hasta olmak zormuş. Aynı anda hem kendin hem çocuğunun hasta olması  anneler olmazsa inanılmaz zor birşeymiş… Allah eksikliklerini hissettirmesin.

Öyle bir an geldi ki yapabildiğim tek hareket göz kapağımı açmaktı. O kadar diyeyim.

Ve o an yatalak birinin nasıl hissedebileceğini kısa bir an anladım.

 

Hastalık girdabından beni çıkaran yine oğlum oldu. İnsanın kendi evladı hasta olunca tuhaf bir şey geliyor,seni içine alan…Senden bağımsız halde o gücü verip kaldıran hareket ettiren… Evladını azıcık iyileştirdiğinde yeniden o külçe halinde yığılabiliyorsun koltuğa.

Bunu şeye benzettim: yazın Midilli’ye gittiğimizde orada bizi   Taksiarhis kilisesine götürmüşlerdi. Eskiden beri severim ben kilise gezmeyi…

Eskisi kadar sıcak mekanlar gelmese de artık yine de seviyorum.Bu kilisenin özelliği (siz internetten daha detaylı bakarsınız ama) Başmelek Mikhail ve Cebrail’e ithafen yapılmış olması. İçeride minik (yanılmıyorsam ) metal ayakkabılar vardı. Geceleri  Başmelek Mikhail’in bu ayakkabıları giyerek ihtiyacı olanların yardımına koştuğuna inanılırmış.Çünkü ayakkabılar kiliseden hiç çıkmadığı halde altları  zamanla  aşınırmış.

Orada kilisenin ortasında içinde zeytinyağı bulunan kocaman bir yağ kazanı da vardı. girişten aldığın pamukları zeytinyağına batırıyorsun sonra yine oradaki poşete koyuyorsun. Şifalı olduğuna , hastalıklara iyi geldiğine inanılıyor. Pamukla işiniz bittiğinde  çöpe atmamanızı rica ediyorlar.  Onlar için kutsal olduğundan yakmamızı istemişlerdi. Ben hala o iki parça pamuğu buzdolabında saklıyorum.

 

O başmeleğin dolaşması gibi söz konusu evlatlar olunca içimizden geçen bize yardım eden varlıklar, melekler, güçler ne derseniz deyin, imdadınıza yetişenler var…iyi ki …

 

Daha geçen gün sorduğum  hareketsiz neden duramıyorum sorusuna cevaben komada gibi yattığım koskoca 6 günün ardından uyandım…Sonuçta dünya bile 6 günde yaratılmış. Belki 6’nın gücü yeniden yaratımdır:) kimbilir..

 

Ben iyiyim, oğlum iyi… güneş var…üstelik gözümü açtığımda salona dolan güneş ışığına kumru  sesi eşlik ediyordu. Ben guguk kuşu sanmıştım. Buraya yazarken youtube’den seslerini dinledim meğer Kumru’ymuş:)

Biliyor muydunuz guguk kuşları yuva yapmazmış. Kendi yumurtalarını başka kuş yuvalarının içine saklar, hatta zaman zaman diğer yumurtaları atıp yerine kendininkileri koyarmış.O atmazsa yumurtadan çıkan guguk kuşu yavrusu diğer yavruları atarmış yuvadan.Ne acayip değil mi?

O zaman yeniden günaydın…

 

154449_503223933031293_765799274_n

 

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s