Keyfi

Şu an yaptığım her şey çoğu insan için “keyfi” görünüyor.

Senin keyfin yerinde tabii, sana göre hava hoş, hayat sana güzel…vs.

Hayır efendim hayat sadece bana göre hoş değil, sana göre de hoş.Sadece sen bunu farketmek istemiyorsun.

Ve evet benim için keyfi duruyor çünkü ben seçim yapıyorum. Sorumluluğunu kabul ediyorum. Hep ettim. Hiç topu başkalarına atmadım. Elimi hep taşın altına koydum.

Benim kaybettiğin tek alan elimi taşın altına sokarken önceliği hep başkalarına vermekti. Aman yazık, ona bir şey olmasın mantığında kendimi paspas etmişim. Öğrenmem gereken en önemli şey buydu. O döngüde kendimi kaybetmiştim.

Buldum.

Geri aldım.

Ben kaybetmiştim ama  kendim -özüm,ruhum, yaratanım, koruyup kollayanım, adına ne dersen –  beni hiç unutmadı. Hep varlığını bildirdi, hatırlattı. Hiç kapatmadı o kanalı.

Evet şimdi “keyfi” haldeyim

 

Neden biliyor musun? çünkü; bırak bir saniye sonra alacağın nefesi bile bilemezken, ben o koruyup gözetene ,sevene, sisteme, enerjiye, duaya, varoluşa…adına her ne denirse densin o sığındığım limana güveniyorum.

Ne getirirse getirsin iyi olacağımı biliyorum ve bu iyi olma hali asla “bir elin yağda bir elin bağda” olması kıvamı değil. İyisi var, zoru var, gözyaşı var, kanaması var, törpüsü var ama kahkahası da var. Hayat dediğin kalp atışı gibi demişti bir gün Elif…İnişli çıkışlı…Eğer sen bunu dümdüz bir çizgide olmasını bekliyorsan o an zaten öldüğün an’dır.

Yoga’daki duruşların sonunda ceset pozu dedikleri savaşana diye yere yatıp kendini bıraktığın bir duruş var. En sonraki rahatlama pozu. En sevdiklerimdendir. Aslında bütün bir hayatı o son nokta için yaşıyormuş. Düşününce gayet mantıklı.. Bu kadar koşturma tek bir an için…

O kadar çok korkuyoruz ki o sondan… sıkı sıkı tutunmak istiyoruz her şeye.  Tutunduğumuz şeyler hep iyi olsun,güzel olsun, zengin olsun,sağlam olsun istiyoruz.

Kötü oldu mu yıkılıyoruz,geçmeyecek sanıyoruz ama o da geçiyor. İyi nasıl geçiyorsa kötü dediğin o duygu , o an’da geçiyor. İçindeyken anlamasan da biraz sakinleşmeyi becerebilirsen görüyorsun. Sakinleşme becerisinin yanında bir kuple de bekleme becerisini veya sabrını kavradığında ortalık ışıldamaya başlıyor. Çünkü bakış açın değişiyor.

Anında o inişe geçen çizgi yukarıya doğru çıkmaya başlıyor. O çizginin yönünü sen değiştiriyorsun farkında değilsin. Niyetini en içerden saf tuttuğunda (ki bu bazen bilinçli ya da bilinçsiz oluyor) o ibre illa ki yukarıya dönüyor.

Gelelim keyfi’ye yine…

Keyfi olabilmesi için seçim yap.  Evet demesini bilmiyorsan öğren, hayır demesini de öğren. Ben  hayır demesini bilmeyenlerdendim  mesela törpülendim. İlk zamanlarda hayır’ın derecesini ayarlayamadığımdan sesim çok yüksek çıkıyordu, kavga eder gibi. Hani derler ya boğaz 9 boğumdur , laf birinden geçerken diğerinde filtre edilsin diye herhalde derdim. Ama kesin benimki 5 falandı. Benim filtre en fazla 3, bilemedin 4 kademe.. 5te zaten ucunu bucağını toparlayamadan dökülüyor kelimeler. Sonra işin yoksa düzelt,toparla gönül al falan.

Şimdi ne değişti dersen-hayır boğum sayım artmadı- hala 5’te bazen uygunsuzca da olsa dağıtıyorum ortalığı. Ama şimdi daha çabuk farkediyorum. Sevdiğim değer verdiğim birineyse yaptığım çıkış, dört dönüyorum etrafında . özür dilemekle ilgili bir sıkıntım hiç olmadı gerçi ama (hani kimisi özür dilemeyi bilmez,yaptıklarıyla affetirmeye çalışır ya) bir daha yapmamaya da gayret ediyorum. Gerçekten ediyorum.

Kırılmayı hakeden biriyse ona bir şey yapmıyorum ama. Hak etmişse bırak kalsın. Mumkunse de etrafımda dolanmasın kafasındayım şu ara..

Ve bence bu kesinlikle saygısızlık değil. Saygı; yaş, baş, konum kavramlarının ötesinde birşey. Hakedilir. Kazanılır.

Birine gönül ısınmışsa dikkat edilir, karşı taraf sınır ihlali yapıyorsa dur ihtarı alır, almalıdır da.. Kendi ruhunu , vatanını aynen böyle korursun çünkü.

Karşı taraf dediğin senin dışındaki herkes olabilir. Annen, kardeşin, çocuğun, eşin, sevgilin, komşun,yöneticin…vs.

Bir kere yaşadığından ders almazsan çiğ damlasıyken çığ olur gelir üstüne düşer.

Farket, özen, düşle, şükret ve yaşa…

ve hepsinden keyif al ki keyfi olsun…

Babamın deyimiyle “Zurna’da peşrev olmaz”mış.  Çok sevdim.

 

Bu yazının şarkısı bu olsun…

Mor Alev’in bugunku yazısı da bana iyi geldi, okumak isterseniz bağlantısı burada

(ve eğer yazıyı okuduğunuzda benim gibi eyvah ne yapsam nasıl iyi değerlendirsem diye düşünüp panik yaparsanız durun, derin bir nefes alın.  bizi bizden daha iyi düşünen bir varlık var. Paniğe gerek yok. Olması gereken en güzel şeyi biz kendimiz kısıtlamadığımız sürece o bize zaten veriyor. Olması gereken en güzel şekilde oluyor zaten)

2017-06-14-19-44-25-1

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s