Her şey zamanında gelir

Kyle XY’yi izlemeye başladım yeniden. Sanırım ilk izlediğim zamanlar yaklaşık bundan 9 sene önceydi. Ya hamileydim ya da yeni doğum yapmıştım çok emin değilim.

Dizi beni çok etkilemişti. İnsan beyninin kodlanmadığında neler yapabildiğini görmemi sağlamıştı.

Misal; Kyle çatıdan aşağı atladığında ve insanların buna verdiği tepkiye şaşkınlıkla “atladığımda birşey olması gerektiğini bilmiyordum” demesi, kod’u farkettirmesi bence dehşet (güzel anlamında) bir sahneydi.

Kafamıza öyle veya böyle yerleştirilen milyonlarca kod var. Bir kısmı aileden öğrendiklerimiz, bir kısmı toplumun öğrettikleri, atalardan veya geçmişten gelen bilinçaltı kayıtları dediğimiz yada içgüdüsel olarak kabul ettiklerimiz.

Örn: Diyete girdiğimizde vücudun yemeği normalde yediğimizden daha çok istemesi zamanında geçirilmiş savaşlardan kalma kıtlık sendromundan kaynaklanıyormuş -gayet mantıklı bence- vücuttan yemeği kıstığın anda yemek bulamayacağını zannedip depolamaya falan başlıyormuş)

Diziyi yeniden seyrediyor olsam da yine de ekran başına ilk kez izliyormuşcasına kilitlendim. Gece 02:00lere kadar  oturup izliyorum. Her bölümde başka bir şey öğreniyorum.

Aslında yeniden izlemekteki amacım oğluma izletmekti. Dadandığı bol argolu abuk sabuk bizim dizilerin yerine (bana göre) daha iyi bir film koymaktı (çaktırmadan)

Klasik erkek çocuğunda oluşan silah, savaş, saldırı zamazingosunu (yine kendimce) daha barışçıl yöntemlerle değiştirmeyi planlıyordum.

Bir ara bu denememin durumu ne kadar baskıladığını fark ettim. Alması gereken duyguyu almadığında veya doyurmadığında (ki burda araç sanırım oyun oluyor)  daha çok üstüne düşüyor ve ben kötü, güzel bir şey değil dedikçe kendi içinde baskılıyordu.

Fark ettim ve bıraktım.

Bazen doğru yol senin gösterdiğin değil, onun anlayıp, algılayıp ve deneyimlediği olmak zorunda…

Bu kuralsız olmak değil, kurallar hala var. Tutmam gereken tek şey dilim şu an. Deniyorum.

Kyle XY’de izlemesini istediğim şey kodlamaların önemiydi. Oğlumun yaşı bunları anlamak için küçük evet ama çocukların algıları çok açık ve çok güzel kayıt ediyorlar.

Ayrıca dizi alt yazılı olduğu için -eğer diziden hoşlanırsa- hem mecburen alt yazıları okuyacak, hem de kulağına ingilizce dolacaktı. (ohh bir taşla kaç kuş:)) )

 

Bunları yazınca kendi izlediğim (hatırladığım)  ilk ingilizce filme gittim.  Dünya Gençlik kampı ile Fethiye’ye gitmiştim. Akşamüstü eğlencesi olarak sinema gecesi düzenlenmişti. Tüm gruplar yerlere serilip ekrandaki filmi seyredecektik.

Bir tür uzaylı filmiydi. Bilim kurgu ama sanırım korkutucu değildi çünkü korktuğumu hatırlamıyorum.

Filmde alt yazı var mıydı ondan da emin değilim ama sanırım yoktu çünkü filme nasıl adapte olacağımı (ingilizce olduğu için) düşünüyordum. Ama sonrasında film sardıkça, beni de içine almıştı. Ne altyazılı olması veya olmaması ne de ingilizce olması benim filmi anlamama engel olmuştu.  (Neydi acaba filmin adı?)

Galiba bütüne ulaşırken detaylara çok takılıyoruz ve bu da bizim büyük resmi görmemizi engelliyor.Oysa detaylara “bunlar sadece detay” diye bakıp, üstünde durmadan ilerlediğimizde asıl filmin konusunun bizi sarmasına izin veriyor,anlıyor ve keyif alabiliyoruz.

Kötü olan herşeye rağmen seçim yapabilir, sorumluluğu alabilirsek, filmin sonunda gözpınarlarında akmaya hazır duran gözyaşlarını üzüntüden (keşke’den) , keyifliye (iyi ki’lere) çevirebiliriz sanırım.

89419714a8a788daa1a5a9627a494055--series-movies-tv-series

 

 

 

kendime not: yazıya tarih atarken farkettim ki yine 19’lu yazılardan biri…

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s